Home office çalışmak kulağa çok romantik geliyor, biliyoruz. Pijamalarla Zoom’a girmek, kahveni alıp koltuğa yayılmak, trafikte ömrünün yarısını bırakmamak…
Home Office’in Ballı Kaymaklı Avantajları
1. Saat alarmı değil, sen karar verirsin.
Sabah trafiği? Yok. Metroda sıkışmak? Yok. Uyanır, kendine gelirsin belki de gelmezsin… sonra belki 10 dakika daha yatarsın. Kimse göremez, sorun yok.
2. Kendi krallığın, kendi çalışma alanın.
Tütsünü yak, keyfine bak. Kimse “Bu ne kokuyor?” diye yan masadan bakmaz. Ev senin, düzen senin!
3. E cebin de mutlu olur.
Yemek, yol, kahve masrafı… Hepsi minimuma iner. Home office yani: ekonomik modun açılır.
Ama Dur! Her Gülün Bir Diken Ama gel bir de dürüst olalım;
Bir bakalım, home office gerçekten düşündüğümüz kadar sağlıklı mı?Meselesi Var…
1. Günlük adım sayın? 312.
Evet… O kadarcık. Çünkü ofise yürüme yok, merdiven yok, öğle arası markete gitme yok.
Sonuç: “Ben neden böyle halsizim ya?” diye internette aratmalar.
2. Bel fıtığı mı? O da ne? Aramıza yeni katıldı.
Kanepe, yatak, mutfak sandalyesi…
Yani sırt ağrısı, boyun tutulması, bel bükülmesi “Merhaba!” der.
Bir de laptop’u göbeğe koyup çalışmak var, kimse konuşmuyor ama hepimiz yaptık.
3. Sosyal life = 404 Not Found
Ofisteki kahve molası, dedikodular, anlık sohbetler… Hepsi buhar oldu.
Bir süre sonra kendi kendinle konuşmaya başlarsan, hiç şaşırma.
4. İş – yaşam dengesi mi? O da bozuldu.
Evde çalışmanın kötü yanı: Ev = İş resmen.
Neler yapabiliriz?
1. 50 dakika çalış, 10 dakika yürü.
Kalk. Yürü. Esne. Üç adım at, en azından mutfağa su almaya git.
Vücut çalışmazsa beyin de çalışmıyor, maalesef işin fiziği bu.
2. Mesai saatine saygı!
Bilgisayarı kapat.
Gerçekten kapat.
Kapadıktan sonra tekrar açma, biliyorum elin gidiyor ama yapma.
3. Dışarı çıkmayı unutma.
Bazen kafe, bazen kütüphane. Biraz sosyallikten hiçbir şey olmaz.
5. Mental bakım da önemli.
Nefes egzersizi, mini molalar, meditasyon… Bilmişlik yapmayayım ama gerçekten işe yarıyor.
Yani mesele home office değil, onu nasıl yönettiğin.
Dengeyi bulduktan sonra hem rahat hem verimli hem de “oh be” dedirten bir çalışma düzeni kurmak mümkün.